Ebru AKKAŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ebru AKKAŞ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.09.2008

Şamatacı Çocuklar

Ebru AKKAŞ
14.01.2007 tarihinde Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır.

Dünya çocuklarınca sevilerek okunan İsveçli yazar Astrid Lindgren’in Şamatalı Köy dizisinin ikinci kitabı “Şamatalı Köy’de Eğlence” ilk kez dilimizde yayımlanıyor. Yapıt, ufacık bir köyde yaşayan mutlu ve enerjik çocukların hikâyesini anlatıyor.

Geçen Ekim ayında Ali Arda’nın yeni çevirisi ile yayımlanan Şamatalı Köy dizisinin ilk kitabı Şamatalı Köy’ün Çocukları’nda kahramanlarımızla tanışmıştık. Bazılarımızsa onları zaten tanıyordu. Bu şamatacı çocukların yeni maceralarına geçmeden önce ilk kitapta neler olup bittiğini hatırlamakta fayda var.

Şamatalı Köy, birbirine bitişik üç çiftlikten oluşan ufak bir köy. Bu yüzden köyde pek çocuk yok. Sayıları sadece altı. Bu mutlu çocukların hikâyelerini bizlere yedi yaşındaki Lisa aktarıyor. Lisa, üç kardeşin en küçüğü; ağabeyleri Lasse ve Bosse. Güney Çiftliği’nde oturan arkadaşlarının adı Olle. Kuzey Çiftliği’nde ise iki kız kardeş olan Anna ve Britta yaşıyor. Lisa, tüm arkadaşlarını çok seviyor. Çocuklar köylerinde okul olmadığı için eğitimlerini yürüme mesafesindeki Büyük Köy’de sürdürüyorlar. Köylerinin ismine yaraşır şekilde eğlenmekten, birbirleri ile uğraşmaktan, çayır çimen dolaşmaktan büyük zevk alıyorlar.
Çocuklar, dizinin ikinci kitabı Şamatalı Köy’de Eğlence’de bu hayatlarını sürdürüyor. Elbette ufak tefek değişikliklerle. Örneğin Lisa, biraz daha büyümüş dokuz yaşına basmıştır. Olle’nin de bir kız kardeşi olmuştur. Kitapta köyün çocuklarının, süt dişlerinin çekilmesinden, kuzuyu okula götürmelerine, kiraz şirketi kurmalarından kerevit avına çıkmalarına kadar, birbirinden farklı on iki macerası yer alıyor.

Eğlenmeyi seven, yalnız hiç de yaramaz olmayan bu çocukların en büyük derdi birbirlerinin gizli kapaklı işlerini ortaya çıkarmak. Muzırlık yapmak için iki evin arasındaki ıhlamur ağacının dallarını geçip birbirlerinin odalarına girmeleri, haberleşmek için pencereye çıkmaları yeterli. Arada bir köyün hangi ayda daha eğlenceli olduğuna karar verememeleri gibi ufak tefek anlaşmazlıkları da oluyor. Bir de bu çocuklar, aynı zamanda sırdaşları olan, Britta ve Anna’nın dedesinin anılarını dinlemeye bayılıyorlar.

Kitabın en güzel yanı mesaj verme kaygısından, çocuk ebeveyn ilişkisini ele almaktan uzak; salt çocukların dünyasına değiniyor olması. Çocukların doyasıya gülüp, eğlenmelerine... Bu konuda Astrid Lindgren, hayattayken yapıtının fazla sevgi dolu, iyimser; kahramanlarınınsa sağlıklı olmalarına yönelik eleştiriler almış. Eleştiriler karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Lindgren, mutlu olmamanın ya da mutlu geçen, sağlıklı bir çocukluğun nesinin yanlış olduğunu pek anlayamamış. Ayrıca, bin beş yüz nüfuslu bir kasabada büyüyen yazar, bu diziyi kendisini çamurla oynadığı çocukluğuna götürdüğü için çok seviyormuş.

Yazarlık yaşamına birçok yapıt, ödül sığdıran Astrid Lindgren’i bilmeyen yoktur. Hatırlayamayanlar için Pippi Uzunçorap’ın yaratıcısı demek yeterli olur sanırım. 2002 yılında 94 yaşında ölen Lindgren’in anısına İsveç hükümeti, Nobel Edebiyat Ödülü’nden sonra ikinci büyük edebiyat ödülü olan, Astrid Lindgren Ödülü’nü vermeye başladı.

Yapıtlar birçok dile çevrilen yazarın bazı kitapları gibi Şamatalı Köy de sinemaya uyarlandı. Ayrıca Şamatalı Köy çok tartışılan M.E. B 100 Temel Eser arasında yer alıyor. Şamatalı Köy’de Eğlence, Lindgren’in samimî anlatımı, Arda’nın duru çevirisiyle okunası bir kitap. Keyifli okumalar!

Budapeşte’nin Onurlu Çocukları

Ebru AKKAŞ
29.02.2008 tarihinde Milliyet Kitap Eki'nde yayımlanmıştır.

Ferenc Molnár’ın yapıtı Pál Sokağı Çocukları, bu kez Tarık Demirkan’ın çevirisiyle bizi yüz yıl öncesinden selamlıyor. Bir dergide bölümler halinde tefrika edilen yapıt, kitap olarak 1907 yılında basılmıştı.

Pál Sokağı Çocukları’nın ortaya çıkışının çok güzel bir hikâyesi var. Kitabı dilimize kazandıran Demirkan, Pál Sokağı Çocukları’nın güzel hikâyesini bize şöyle aktarıyor; Budapeşte’deki bir okulun, mütevazı bir edebiyat öğretmeni, edebiyat dergisi çıkarma fikri ile eski öğrencilerini aramaya başlar. Öğretmeninin, eski öğrencileri arasında, Ferenc Molnár da vardır. Molnár, edebiyat hocasının teklifini reddedemez ve bir şeyler yazmayı kabul eder. Dergi için tefrika bir çocuk romanı yazmaya koyulur. Yayımlandığı andan itibaren çocuklar bir sonraki bölümü merak içinde beklerler. Çocukların yoğun ilgisine mazhar olan Pál Sokağı Çocukları 1907 yılında kitap olarak yayımlanır. Ardından da ünü ülke sınırlarını aşar ve dünya dillerine çevrilmeye başlar.
Pál Sokağı Çocukları, Arsa’larına sıkı sıkıya bağlı Budapeşte çocuklarının 20. yüzyıl başlarındaki hayatlarını anlatıyor. Bahsi geçen öyle sıradan bir Arsa değil ama... Budapeşte çocukları için bu arsa, onların özgürlüklerinin bir diğer adıdır. Nemecsek, Boka ve sokağın diğer çocuklarının nefes alabildikleri tek yerdir. Okulun, evdeki yemeğin bitmesini Arsa’larında vakit geçirmek için beklerler. Ast üst ilişkisinin yaşandığı dernekleri, kararlarını yazdıkları kara kaplı defterleri Boka gibi cesur bir liderleri olsa da onlara bu aidiyet duygusunu yaşatan bu Arsa’dır.

Nefer Nemecsek

Dünya savaşlarının henüz yaşanmadığı bir dönemde geçen hikâyede çocukların aralarında askeri bir hiyerarşi vardır. Arsa’larında oynadıkları oyunlar bile bu hiyerarşi dâhilindedir. Pál Sokağı Çocukları’nın en önemli neferi ise derneğin en ufak tefeği olan, sarışın Nemecsek’tir. Liderine öykünen, kendini ispatlamaya çalışan küçük bir çocuktur Nemecsek.

Centilmenler Savaşı

Rütbeleri farklı olsa da uğruna savaşacakları bir Arsa’ları vardır. Nitekim arsalarını ellerinden almaya çalışan Kızıl Bereliler ile savaşırlar da… Ama işin kolayına kaçmadan, hile yapmadan, centilmence savaşırlar… İş sadece savaşla da bitmez aralarından birinin ihanetine de onları sarsar. Yine de küçük yaşlarında yüzleştikleri şeylerin masumiyetlerini, dostluklarını bozmalarına izin vermezler.

Macar yazar Molnár, Pál Sokağı Çocukları kitabında buharlı makineleri ve Jules Verne’nin kitapları ile dönemini ve toplumunu başarıyla yansıtıyor. Onurlu ve erdemli kahramanlarıyla da kitabının hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyeceğini de kanıtlıyor.
Kitabı Türkçeye yeniden çeviren Tarık Demirkan’ı çocuklar Her Güne Bir Masal, Dünya Hayvan Masalları, Dünyanın En Güzel Çocuk Masalları kitapları ile zaten tanıyorlar. Demirkan, gazeteci kimliğinin yanı sıra çocuklar ve çocuklarına rehberlik etmek isteyen ebeveynler için güzel yapıtlar ortaya koyuyor.

Şömizi, cildi ve baskısı ile dikkat çeken Pál Sokağı Çocukları, YKY etiketi ile piyasaya çıktı. Kitapta yer yer yazım hatalarına rastlansa da YKY, “Çocuk kitaplarının kalitesi yükseldikçe, çocuğun terbiyesi de yükseliyor, okuma zevki artıyor,” diyen Vedat Nedim Tör’e yakışır bir kitap yayımlamış.

Geçen yıl Macaristan’da yapılan bir araştırmada Pál Sokağı Çocukları, 20. yüzyıl Macar Edebiyatı’nın en önemli üç eserinden biri seçildi. Ayrıca kitabın 100. yıl etkinlikleri kapsamında Budapeşte’de kitabın kahramanlarının heykelleri de dikildi.

Pál Sokağı Çocukları, iyi ve kötünün özellikle 80’lerde yaşanan kırılmadan sonra anlam değiştirdiği, Çetin Altan’ın tespiti ile “genç kuşakların sıra dışı, havalı ve zengin görünme sevdasında olduğu” günümüzde, artık bir meziyet haline gelen erdem ve onurun ne olduğunu öğretmek ya da hatırlamak için okunması, okutulması gereken bir kitap.

27.07.2008

PETER PAN DEFİNE AVINDA - Ebru AKKAŞ


Peter Pan döndü, tekrar uçmaya hazır mısın?

John M. Barrie’nin unutulmaz kahramanı Peter Pan, yeni macerası Peter Pan Define Avında ile geri döndü. Geraldine McGaughrean’ın yazdığı kitap, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu otuz iki ülkede 5 Ekim 2006’da piyasaya çıktı..

Barrie, “Peter Pan ya da Büyümeyen Çocuk” adı ile 1904’te sahnelenmeye başlayan oyununu 1911 yılında “Peter Pan ve Wendy” adı ile romanlaştırdı. John M. Barrie, kitabın tüm yayın haklarını 1929 yılında bir çocuk hastanesi olan Great Ormond Street Hospital’a (G.O.S.H.) devretmesiyle çocuklara sadece hayal dünyalarında değil gerçek hayatta da destek olmaya devam etti.

Peter Pan’ın geri dönüş hikâyesi

Peter Pan yayımlanmaya başladığından beri çocukların hayatına birçok kahraman girdi, çıktı. Peter Pan, esin kaynağı olduğu birçok film, peri hikâyeleri ile yerinin bambaşka olduğunu hep hissettirdi. Sevimli olmanın ötesinde küçük bir anarşistti o.

G.O.S.H, 2004 yılında dünya çapında bir yarışma düzenleyip Peter Pan’ı yaşatmaya karar verdi. Kimileri bu fikre sıcak bakmayabilir ama öyle ya da böyle devam eden Peter Pan maceralarına bir de resmi olanını eklemek o kadar da yadırganacak bir şey değil. G.O.S.H., yeni öykü için bir yarışma düzenlediğini ve dünyanın her yerinden isteyen her yazarın bu yarışmaya katılabileceğini duyurdu. Yarışmaya aralarında Geraldine McGaughrean’ın da olduğu iki yüzün üzerinde başvuru yapıldı.

McGaughrean’a yarışma haberini sabah gazetesini okuyan eşi vermiş. Yazar, eşinin “Bu yarışmaya katılmalısın.” önerisini ilk etapta kulak arkası etse de yarışmanın cazibesine fazla karşı koyamamış. Pek ümidi olmasa da, sadece şansını denemek için, “Peter Pan in Scarlet” adındaki serüvenin özeti ile örnek bir bölümü yazıp, yarışmaya başvurmuş. Asıl şoku kazandığı haberini duyunca yaşamış. Kazanmayı pek düşünmediği için kitabın tamamını yazmak fikri onu biraz ürkütmüş. Ardından elindeki projelerini bir yana bırakıp Peter Pan Define Avında (Peter Pan in Scarlet) kitabına yoğunlaşmış. Daha önce hiç dizi kitap yazmamış olmasına bir de daha önce yazılmış bir kitabın öğeleri eklenince kısa da olsa sancılı bir dönem geçirmiş. McGaughrean annesinin ona okuduğu Peter Pan ve Wendy’nin maceraları ile büyümüş ama Barrie’nin kahramanlarından bir olmaya pek öykünmemiş. Zaten öykünmüş olsa bu kitabı yazamayacağını kendisi de söylüyor. Düşler Ülkesi’nin “Lütfen bu adayı bulduğunuz gibi bırakın.” yasasına uymakla birlikte, yeni macerayı tamamlayabilmek için Barrie’nin ceplerini karıştırdığını söylemekte bir sakınca görmüyor.

Peter Pan Define Avında

Peter Pan Define Avında’nın macerasına başlayabilmek için önce Peter Pan’ı biraz hatırlayalım: Geçen yüzyıl başlarında Londra’da Kensington Bahçeleri adlı parka yakın bir yerlerde yaşayan Wendy Darling adlı kız çocuğu, rüyalarında, hep çocuk kalabilmeyi başaran ve Çıngırdak adlı küçücük bir periyle dolaşan Peter Pan’i görmeye başlar. Sonunda Wendy ve iki kardeşi, Peter ve periye eşlik edip Düşler Ülkesi’ne uçar ve orada Kayıp Çocuklar diye adlandırılan altı çocukla tanışırlar. Bu on kişi ve bir de peri, adada yaşayan Kızılderililer, korsanlar, denizkızları, başka periler ve çeşitli hayvanlar ile birçok serüven yaşar. Adada büyük bir düşmanları vardır: Kaptan Kanca. Çocuklar, korsan Kanca ve adamlarıyla giriştikleri çatışmalarda tutsak olurlar, tutsak alırlar, kaçarlar, kovalarlar ama sonunda Peter Pan’ın Kanca’yı bire bir bir çarpışmada denize atması ve korsanın bir timsah tarafından yutulmasıyla büyük düşmanlarından kurtulurlar.
Wendy ve kardeşleri artık geri dönmek isterler. Adada tanışıp birer kardeş gibi kaynaştıkları çocuklar da, onlarla birlikte Darlingler’in Londra’daki evine uçarlar. Aile bu altı Kayıp Çocuğu evlat edinir; çocuklar büyür ve her biri kendi mutlu yuvalarını kurar.
İşte, Peter Pan’ın yeni macerası, Düşler Ülkesi günlerinden yaklaşık 20 yıl sonra, Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra başlar.Yani eve dönenler, kendi çocukları olmuş birer yetişkindir artık. Eğer geri dönüp gizemi çözmek isterlerse yapmaları gereken ilk şey, olmayan yere girişin tek yolu olan çocukluklarını yeniden keşfetmektir. Sonrası... Korsanlarla, hayvanlarla, cadılarla ve savaşan perilerle yapılan mücadeleler...

Daha dürüst olduğu için çocuk kitapları yazmayı tercih eden Geraldine McCaughrean’ın 130’un üzerinde kitabı var. McCaughrean’ın yazdığı Peter Pan Define Avında yer alan resimleri ise David Wyatt çizmiş. Ayrıca Peter Pan’ın yeni macerasına ait satılan tüm ürünlerden elde edilen kâr Great Ormond Street Hospital yararına kullanılacak.

Türkçeye Candan Baysan tarafından çevrilen kitap İş Bankası Kültür Yayınları etiketi ile yayımlanıyor. Kitapla yetinmek istemeyenler http://www.peterpaninscarlet.com/ adresini ziyaret edebilir.

Ben penceremi tıklatan Peter Pan’la gidiyorum. Hoşça kalın...

03.10.2006 tarihinde ntvmsnbc.com'da yayımlanmıştır.

BİR ÇAY FİNCANI PERİ TOZU - Ebru AKKAŞ

Çocukluğunu Peter Pan okuyarak geçiren Gail Carson Levine’ın yazdığı “Peri Tozu ve Yumurta Macerası”, Sevin Okyay’ın çevirisi ile ülkemizde yayımlandı.

Büyürken en sevdiği kitap James M. Barrie’in Peter Pan’ı olan Levine, Wendy’nin YokYokÜlke’den (Neverland) ayrılmak istemesine bir anlam veremeden, yazmaya başlayana kadar peri hikâyeleri okumayı sürdürmüş. Yazdığı Peri Tozu ve Yumurta Macerası’nda ise bir perinin hikâyesini anlatıyor.

Hikâyesi anlatılan perinin adı Prilla. Prilla’da her peri gibi bir bebeğin ilk gülücüğünden doğuyor. Gülücüğün periye dönmesi için önce YokYokÜlke’ye sağ salim ulaşması gerekiyor. YokYokÜlke, öyle herkesin elini kolunu sallayarak gireceği bir ülke değil. Adı üstünde YokYokÜlke. Eğer sizin onu bulmanızı istemiyorsa onu bulmazsınız. Bulmanızı istiyorsa da onu es geçemezsiniz.

Gülücük, YokYokÜlke’ye vardığında kanatlı, ışıldayan bir periydi artık. Kendini Prilla olarak tanıttı. Ama Prilla diğer perilerden biraz farklıydı. Çünkü YokYokÜlke’ye gelen her bir perinin ayrı bir yeteneği vardı. Mesela peri-tozu-yeteneği ile doğan bir peri, diğer perilerin uçabilmesi için gerekli olan peri tozundan sorumluydu. Pasta-çörek-yeteneği olan peri pasta çörek yapımından sorumluydu. Prilla’nın benim uzmanlığım işte bu diyebileceği bir yeteneği yoktu. Dahası yeteneğini kendisi de bilmiyordu. Bu yüzden herkes onun biraz “eksik” olduğunu düşünüyordu. Oysa onun doğduğu gülücük ne bir zerre az ne de bir zerre fazlaydı. Sadece birazcık farklıydı. Prilla’ya YokYokÜlke’de yeteneğini bulması için önce Tinker Bell rehberlik etti. Belki yeteneğimi bulurum ümidi ile her denemeye büyük bir hevesle başlayan Prilla’da her seferinde bir hayal kırıklığı yaşadı. Taa ki peri tozunun kaynağı olan Güvercin Ana’nın Tüy Dökme töreninde çıkan fırtınada YokYokÜlke’nin “Yokluğundan” sorumlu yumurtası çatlayana kadar. Yumurtanın eski haline gelmesi içinse Ejderha Kyto’nun yardımına ihtiyaç vardı. Perilerimizde, ejderhalar karşılıksız hiçbir şey yapmadığından, Kyto’nun koleksiyonu için üç değerli parçayı bulmak zorundaydı. Altın atmacadan bir tüy, Kaptan Hook’un iki uçlu gümüş puro ağızlığı ve bir denizkızının tarağı. Bu göreve Vidia, Rani ve yeteneğini bilmeyen Prilla gönderildi. Maceranın nasıl sonlandığını ve Prilla’nın yeteneğini ne olduğunu kitaba bırakıp sadece sonunun her peri masalı gibi güzel bittiğini söylemekle yetinelim.

Kitap, David Christiana’nın birbirinden güzel çizimleri ile dolu. Kendisi de çocuk kitapları yazan Christiana, metinlerine bağlı kalarak görsel bir şölen sunuyor bu kitapta.

Bu arada Peri Tozu Ve Yumurta Macerası’nı çocuk kitapları dostu Sevin Okyay’ın çevirmesi büyük küçük herkes için büyük bir şans. Sanırım kitabı okurken ne demek istediğimi siz de anlayacaksınız.

Peri Tozu Ve Yumurta Macerası Doğan Egmont Yayıncılık etiketi ile piyasaya çıktı.

24.02.2006 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki'nde yayımlanmıştır.